Organization Accredited by Joint Commission International
Cinsel Terapi Tedavisi

Cinsel Terapi Tedavisi

Cinsel terapi nedir?

Cinsel terapi , konusunda uzmanlık sonrası özel eğitimini tamamlamış cinsel terapist ünvanı alan kadın doğum hekimleri tarafından cinsel sağlık problemleri olan danışanlarımıza verilen bilişsel ve davranışsal tedavileri kapsamaktadır.Cinsel fonksiyon bozukları, maalesef ki ülkemizde çok fazla görülmektedir. Her 10 kadından birinde bu türlü sağlık problemine rastlanmaktayız. Bu durum kişinin kendisinde veya partner ilişkisinde sorunlara sebep olmaktadır. Problemlerin bir kısmı psikolojik, bir kısmi ise fiziksel nedenlere bağlı gelişebilmektedir. Diğer taraftan, fiziksel nedenlere bağlı gelişen problemler de bir süre sonra psikolojik sorunlara yol açabilmektedir.

Kadınlarda görülen cinsel fonksiyon bozuklukları nelerdir?

Kadınlarda; cinsel isteksizlik, cinsel tiksinti, cinsel uyarılma bozukluğu, orgazm olamama (anorgazmi), ağrılı cinsel ilişki (disparoni) ve cinsel ilişkiye girememe (vaginismus) en sık görülen cinsel problemlerdir. Cinsel isteksizlik ve orgazm problemleri kadınlarda en sık görülen cinsel sorunlardır. Ancak, hastalar en sık vaginismus sorunu ile cinsel terapi polikliniğimize başvurmaktadır.

Vaginismus nedir?

Vaginismusta temel problem cinsel birleşme esnasında vaginanın alt 1/3’lük kısmının istemsiz kasılması olarak tanımlansa da aslında beyindedir. Cinsel ilişkide ağrı hissetme kaygısı ile vaginismuslu kadın sanki panik atak geçiriyormuşcasına vaginasını kontrolsüz kasar, bacaklarını kapatır ve eşini eli ile iter ve cinsel birleşme imkansız hale gelir. Vaginismuslu kadının temel korkusu vaginasının dar ve kızlık zarının patlayacağı, delineceği, ağrıyıp acıyacağı sorunudur.

Vaginismus nasıl tedavi edilir?

Vaginismus tedavisinde cinsel terapiler oldukça önemlidir. Bazen genital bölgede, doğuştan gelen veya sonradan kazanılmış anatomik problemler saptanabilmektedir. Böyle durumlarda öncelikle basit cerrahi işlemlerle bu sorun halledilip, ardından verilen cinsel terapi ile kaygılar giderilmektedir.Vaginismus tedavisi son derece kolaydır ve tedaviye en hızlı yanıt alabildiğimiz bir cinsel sağlık problemidir. Vaginismus hiçbir kadının kaderi olmamalıdır.Cinsel sağlık problemlerinizi ertelemeyin , cinsel terapistlerle sorunlarınızı konuşmaktan ve onlara danışmaktan çekinmeyin.

Medistate'de Hamilelik, Doğum Ve Doğum Sonrası

Hamilelik Boyunca Doğum Atölyeleri

Her gebelik yeni bir anne ve baba doğurur…Medistate doğum atölyesinde anne ve baba doğuma hazırlanır.Kadın doğum uzmanlarımız,fizik tedavi uzmanımız,beslenme ve diyet uzmanımız,anestezi uzmanımız ve hemşirelerimiz anne ve babaya,onları bu süreçte bekleyen değişikleri anlatır.

Rahat Ve Kolay Bir Doğum İçin Hamile Pilatesi

Hastanemizde uzman fizyoterapistler eşliğinde gebeliğin 12.haftasından itibaren hamile pilatesi eğitimi verilmektedir.Gebeliğiniz boyunca ortalama olarak haftada 2 veya 3 defa hamile pilatesi yapabilir hamileliğinizi daha konforlu hale getirirken doğumunuzu da rahat gerçekleştirebilirsiniz

Bebek Dostu Hastane

Hastanemiz,bebeklerimizin anne sütü ile beslenmelerini sağlamak ve doğru uygulamaları yaygınlaştırmak amacıyla çalışmalar yapmaktadır.Bu çalışmalar doğrultusunda uluslararası bir unvan olan ‘’Bebek Dostu Hastane’’ ve ‘’Bebek Dostu Sağlık Kurumu’’ unvanı kazanmıştır.

Yeni Doğan Ekibimizin Koşulsuz Sıcaklığı

Anne,doğum öncesi yenidoğan ekibi deneyimli hemşirelerinin sıcak ve güvenli alan turu sonrasında çocuk hekimleriyle tanıştırılır.Anestezi hekimi anneyi odasında ziyaret eder.Doğumun ardından bebek ile annnenin ilk teması yenidoğan ekibi uzmanlarımızca sağlanır.Erken doğan bebeklerinizi ise yenidoğan yoğun bakım ekibinin güvenli ellerine bırakabilirsiniz.

Doğum Fotoğrafçılığı

Bu mutlu anları,hafızalardan silinmeyecek anılara dönüştürüyoruz.Anne adaylarının hamilelik fotoğraflarından başlayarak,hamilelik çekimi ,babyshower doğum fotoğrafı,bebeğini ilk kucağına aldığı an,bebeğin ilk banyosu,aile ile ilk tanışma ,ilk emzirme ve aile-bebek fotoğraflarından oluşan bu albüm ile bebeğinize dair tüm özel anlarınız ölümsüzleştiriliyor.

Doğum Odası Süsleme

Doğum odasında hastanemiz tarafından anneye özel sunulan ikramlar ve lohusa şerbetinin yanı sıra kapı süsleme hizmeti de veriyoruz. Ekstra talep edilen süslemeler ve hediyelikler içinse anlaşmalı olduğumuz doğum odası süsleme firmamız ile görüşebilirsiniz.

Doğuma Özel İkramlar

Hastanemizin ikramı olarak lohusa şerbeti ve anneye özel olarak hazırlanan menü ile sizin ve bebeğinizin en konforlu şekilde ağırlanmasınızı sağlıyoruz.

Doğum Sonrası 7/24 Hizmetinizdeyiz

Güçlü yenidoğan hekim kadrosuna sahip olan hastanemizde 24 saat çocuk hekimi,kadın doğum uzmanları ve hemşireler bulunur.Bebeğin gelişimini ve anatomik yapısını takip eden Neonatoloji (yeni doğan) hekimlerimizin yer aldığı hastanemizde mesai saati içi ve dışı uzmanlarımız tam zamanlı olarak bütüncül bir yaklaşımla hizmet sunmaktadır.

Kapsamlı Çocuk Hekimlerimiz

Hastanemizde görev alan Çocuk ve Neonatoloji (yenidoğan) uzmanlarının yanı sıra olası fıtık,inmemiş testis,retraktil(utangaç)testis ve ideal sünnet zamanı açısından çocuk cerrahımız ile de hizmet sunuyoruz.

Doğum Sonrası Bebeğin Tarama Testleri

Doğum gerçekleştikten sonra uzmanlarımız bebeğinizin ilk muayenesini,sarılık değeri ölçümünü,aşı ve 18 parametreden oluşan laboratuvar tetkiklerini,kalça muayenesini,işitme testini,göz bakımını ve göbek bakımını gerçekleştirirler.

Yeni Doğan Ev Ziyareti

Ailenin ihtiyaç duyması halinde,anne ve bebeğin evinde gerçekleşen ziyaretimizde hemşirelerimiz bebeğin bakımı ile ilgili merak edilen konular hakkında bilgi verirken,annenin lohusalık dönemindeki genel sağlığı da kontrol edilir.Ev ziyareti sonrasında çocuk doktorları ve kadın doğum uzmanına anne bebek ile ilgili son durum bilgisi verilir.

Tiroid’in Üreme Sağlığına Etkileri

Tiroid Bozuklukları Erkek Kısırlığında %30, Kadın Kısırlığında %35 Etkili

Tiroid vücutta mekanizmayı etkisi altına alabilen, önemli bir bezdir. Bunun doğru çalışmaması halinde, çoğu organ olumsuz olarak etkilenmektedir. Bunların başında üreme organları gelir. Tiroid bezinin az ya da çok çalışması kadın ve erkeklerin üremeyle ilgili hormonlarını doğrudan etkilediğinden gebe kalamamanın başlıca nedenleri arasında yer almaktadır.

Tiroid hormonları cinsiyet hormonlarını doğrudan etkiliyor

Tiroid hormonları vücutta başta cinsiyet hormonları olmak üzere, tüm hormonlarla etkileşim halindedir. Kadınlarda yumurtalıkların, erkeklerde testisin normal işlevlerini yerine getirebilmesi için, tiroid hormonlarının seviyesinin normal düzeyde olması gerekir. Normalden az olan tiroid seviyeleri kısırlık sorununu beraberinde getirdiği gibi, bebeğin anne karnındaki gelişimini de olumsuz etkileyebilir. Tiroid hormonları erkek kısırlığında % 30 oranında etkili olurken, kadın kısırlığında % 35 oranında etkili oluyor.

Hipotirioidi ve hipertiroidi gebeliği nasıl etkiler?

Tiroid bezinin az çalışması (Hipotiroidi), yumurtlamayı sağlayan FSH ve LH hormonlarının seviyesini düşürerek halk arasında süt hormonu olarak bilinen prolaktinin seviyesini yükseltir.Bu durum sağlıklı yumurtlamanın önüne geçmektedir. Ayrıca, tiroid bezinin az çalıştığı gebelerde, düşük, erken doğum ve bebek ağırlığının normalden az olması sık görülen durumlar arasında yer alır. Tiroid bezinin çok çalışması (Hipertiroidi) ise yumurtlama ile ilgili sorunlar oluşturarak gebe kalmayı önler. Gebelik öncesi dönemde tiroid hastası olduğu bilinen anne adaylarının mutlak suretle hormon düzeylerinin kontrol altına alınması gerekmektedir. Gebe kalmak isteyen anne ve baba adayları eğer tiroid hastası ise mutlaka bir Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları uzmanı tarafından takip edilerek uygun tedavi yöntemi planlanmalıdır. Tiroid hastalarının gebelik sürecinde de ana prensip, Tiroid hormonlarının doğuma kadar olan süreçte normal değerlerde olmasının sağlanmasıdır. Bu sebeple tiroid hastası anne adayları multisidipliner bir yaklaşımla Endokrinoloji ve Metabolik Hastalıklar Uzmanı, Kadın Doğum Uzmanı ve Riskli Gebelik Uzmanı tarafından takip edilmelidir.

Gebelik Ve Doğum Bilimi ‘’Perinatoloji’’

Gebelik Ve Doğum Bilimi ‘’Perinatoloji’’ Nedir? Neden Önemlidir?

Perinatoloji, yüksek riskli ve sorunlu gebelikleri belirleyen, annen karnındaki bebeğin hastalıklarının tanısı ve tedavisi ile ilgilenen bir bilim dalıdır. Perinatolojide amaç, gebelik dönemindeki riskli durumları belirlemek ve buna göre gebelik takibini ve gerekli tedaviyi planlamaktır. Perinatoloji,

  • Gebe kadınların ve bebeklerinin sağlığının düzeltilmesi,

  • Fetal anormalliklerin erken teşhisi,

  • Kromozomal anormalliklerin taranması,

  • Düşüklerin ve ölü doğumların engellenmesi,

  • Erken doğumun önceden anlaşılıp önlenebilmesi,

  • Çoğul gebeliklerde oluşabilecek problemlerin teşhisi vb. 

  • Gebeliklerin takibini yönetebilmek için çok önemlidir.

Perinatoloji Merkezi’nde verilen hizmetler nelerdir?

  • Erken gebelik ultrasonu, çoğul gebeliklerin değerlendirilmesi,

Bu ultrason çeşidi gebeliğin 6. haftasından 11. haftasına kadar yapılır. Gebeliğin intrauterin (rahim içi) veya ekstrauterin (ektopik gebelik, dış gebelik) olup olmadığına bakılır ve gebeliğin bu USG’de “Gerçek Haftası” ve varsa gebelikle ilgili erken dönem anormallikler saptanır.

Bu haftada yapılan ultrasonografi ile gebeliğin tekil mi yoksa çoğul bir gebelik mi olduğu belirlenir. Ayrıca bu dönemde daha önce değerlendirme yapılmamışsa uterus ve overlere ait anormallikler tespit edilebilir.

  • 11-14 hafta ense kalınlığı tarama testi,

Anne karnındaki bebeğin ense kısmında cilt-cilt altı aralığındaki sıvı birikiminin ultrasonla ölçülmesidir. Bu sıvı her bebekte belli bir sınıra kadar normal olarak bulunur. Yükseldiği durumlarda, hem kromozomal hem de yapısal bozukluk ihtimali artmaktadır.

  • İkinci ve ileri düzey ultrason, riskli gebelik yönetimi,

İkinci düzey olarak bilinen ayrıntılı ultrason incelemesine, fetal kalp incelemesinin eklenmesi ‘’İleri Düzey Ultrason ‘’ olarak adlandırılır.

İleri düzey ultrason, gebeliğin 18–23. haftalarında yapılabilir: Bebeğin beyin, yüz, omurga, kalp, mide, barsaklar, böbrekler, eller, kollar ve bacaklar gibi tüm vücudu anatomik açıdan incelenir. Aynı zamanda plasenta dediğimiz bebeğin eşinin yeri, yapısı, bebeğin suyunun miktarı ve fetal büyümede değerlendirilir. Çoğu durumda aileler bebeklerinin normal olarak geliştiği konusunda rahatlayabilirler. Ancak daha az sıklıkta bebekte çıkabilecek bir anormallik de daha iyi değerlendirilerek yapılması gerekenler gecikmeden yapılabilir.

  • Üç ve dört boyutlu ultrason,

Bu ultrasonografi ile bebeğinizin 3 boyutlu resim ve 3 boyutlu film görüntüsünü ultrason yapıldığı anda görmek mümkündür. Aileler için oldukça heyecan veren bir teknolojidir. Şu ana kadar yapılmış çalışmalarda 2-3-4 boyutlu ultrasonun anne karnındaki bebeğe veya annesine zararlı bir etkisi saptanmamıştır. Gebelikte 3-4 boyutlu ultrason gebeliğin ilk aylarından itibaren yapılabilir. Gebeliğin her 3 aylık döneminde, anne karnındaki bebek değişik davranış ve hareket özellikleri gösterir. Bu özellikler 3-4 boyutlu ultrason ile tespit edilebilir.

  • Fetal anormalliklerin veya fetal anomali şüphesinin değerlendirilmesi,

Bebeğin büyümesini, hareketlerini, suyunun yeterli olup olmadığını, plasentanın görevini yeterince yapıp yapmadığını, bebeğin ve plasentanın kan akımlarının yeterli olup olmadığını gösterir. Özellikle 18-23. haftalarda teşhis konulabilen bazı anormallikler bu ultrasonografi ile tanınabilir. Özellikle daha önce gebeliğinde sorun yaşamış olan anne adaylarında (preeklampsi, diyabet, ölü doğum, fetal gelişme geriliği gibi) bu haftada yapılan ultrasonografi önemlidir.

  • Fetal büyüme ve fetal iyilik halinin değerlendirilmesi,

Bebeğin büyümesini ve hareketlerini, suyunun yeterli olup olmadığını, plasentanın görevini yeterince yapıp yapmadığını, bebeğin ve plasentanın kan akımlarının yeterli olup olmadığını gösterir. 18-23. haftalarda teşhis konulabilen bazı anormallikler bu ultrasonografi ile tanınabilir.

  • Amniyosentez,

Amniyosentez, bebeğin kromozom yapısını kesin olarak anlayabilmek için bebeğin suyundan alınan küçük bir örneklemedir. Ultrason altında özel bir iğne yardımıyla bebeğin sıvı örneği alınır. Alınan bu sıvı bebek tarafından birkaç saat içerisinde yerine koyulur. En sık rastlanılan anormalliklerin sonuçları 1 gün içinde alınabilir. Daha nadir rastlanılan anormallikler içinse sonuç 2-3 hafta gibi bir sürede alınır. Bu işlemden dolayı olabilecek düşük riski 200 de bir oranındadır.

  • Koryon Villüs Örneklemesi

Koryonik Villus Örneklemesi, bebeğin kromozom yapısını kesin olarak anlayabilmek için, bebeğin eşinden alınan hücre örneğidir. Bebekle aynı hücre kökeninden kaynaklandığından bebeğin kromozom yapısı anlaşılabilir.11. gebelik haftasından itibaren özellikle 11-14. gebelik haftalarında uygulanır. En sık rastlanılan anormalliklerin sonuçları 1 gün içinde alınabilir. Daha nadir rastlanılan anormallikler içinse sonuç 2-3 hafta gibi bir sürede alınır. Bu işlemden dolayı olabilecek düşük riski 200 de bir oranındadır.

  • Kordosentez (Fetal Kan Örneklemesi)

Kordosentez, hamileliğin 16. veya 18. haftası bittikten sonra, anne karnındaki bebeğin herhangi bir genetik sorununu olup olmadığının ya da anne karnında bir enfeksiyona maruz kalıp kalmadığının anlaşılması için yapılan bir işlemdir. Bu işlem yapılarak, bebeğin bu durumlarıyla ilgili sonuca çok hızlı bir şekilde ulaşma imkanı sağlanır.

  • Embriyo Redüksiyon

Tüp bebek uygulamalarından sonra oluşan üçüz ve üstü çoğul gebeliklerde, bir veya daha fazla bebeğin kalbinin özel bir ilaçla durdurularak o bebeğin gelişiminin durdurulması işlemine fetal redüksiyon adı verilmektedir.

  • Perinatoloji Takvimi
  • Gebeliğin 6-11. haftası
  • Erken Gebelik Ultrasonu
  • Gebeliğin 10-12.haftası
  • Çoğul gebeliklerin değerlendirilmesi, embriyo redüksiyon
  • Gebeliğin 11-14. haftası
  • Ense kalınlığı tarama testi
  • Gebeliğin 11-14. haftası
  • Koryon villüs örneklemesi
  • Gebeliğin 1. trimesteri
  • Üç ve dört boyutlu ultrason
  • Gebeliğin 16-18. haftası
  • Amniyosentez (Bebek sıvısından örnekleme)
  • Gebeliğin 18-23. haftası
  • İkinci ve ileri düzey ultrason
  • Gebeliğin 18-23. haftası
  • Erken doğum taraması
  • Gebeliğin 18-20. haftası ve sonrası
  • Kordosentez (Fetal kan örneklemesi)
  • Gebeliğin 2. trimesteri
  • Üç ve dört boyutlu ultrason
  • Gebeliğin 28. ve 32. haftası
  • Fetal gelişim anormalliklerinin belirlenmesi

Adet Geciktirici İlaçların Asıl Kullanımı

Adet Geciktirici İlaçların Asıl Kullanım Amacı Nedir Ve Nasıl Kullanılmalıdır?

Asıl kullanım amacı, beklenilen adetin ötelenmesidir. Kadınlarda salgılanan, östrojen ve progesteron olmak üzere iki tane hormon türü vardır. Her ay yumurta olgunlaşırken östrojen üretilir; olgunlaştıktan sonra da progesteron üretilir. Kadın vücudunun gebeliğe hazırlık safhasındaki bu hormonlar sayesinde oluşan yumurtalar çatlar. Eğer döllenme olmazsa iki hormon birden azalmaya başladığı için buna bağlı bir adet süreci oluşur. Her kadının her ay yaşadığı adet döngüsünün sistemi bu şekilde işlemektedir.Dışarıdan müdahale ederek, östrojen ve progesteronun azalmasını engellenirse, adet döngüsünü sonraya ötelenebilir. Bu öteleme işlemi çok uzun süreli değil, en fazla 10 güne kadar uygulanmalıdır. Daha fazla yapılırsa bazı yan etkiler görülebilir.

Adet Döngüsü 10 Günden Fazlaya Ötelenir İse Ne Gibi Bir Yan Etkisi Oluşur?

Göğüslerde şişmeyle birlikte, vücutta ödem toplamış hissi oluşur. Adet gününde uzama veya kanama artışı olabilir. Bunlar dışında çok belirgin yan etkileri görülmemektedir.

Peki, Bu Tür İlaçların Nasıl Kullanılması Gerekiyor?

Beklenen adet döneminden 2 gün önce kullanılmaya başlanabilir. Bu ilaçların değişik formları bulunmakla birlikte, bazısı günde 2 tane, bazısı günde 3 tane alınmaktadır. Kullanım süresini de en fazla 10 güne kadar veriyoruz. Eğer daha uzun süre verilmesi gerekirse doktor kontrolü altında alınmalıdır.

İlacı Aldıktan Sonra Vücutta Nasıl Bir Değişim Olur?

Çok fazla bir değişim olmaz. Göğüslerde hafif dolgunluk (adet dönemi öncesinde hissedilen dolgunluk gibi), vücutta bir gerginlik hissi, bu ilaçların etkisiyle biraz daha fazla olabilir. Ama herkeste olacak diye de bir kural yoktur. Bu ilaçları çok rahat, vücutlarında hiçbir değişim hissetmeden kullanan hastalarımız da var.

İlacın etkisini gösterdiğini nasıl anlayabiliriz?

Kanama olmaması, ilacın etkisini gösterdiği anlamına gelir. Kanama oluyor ise ilaç etkisini göstermedi demektir.

İlacı Kullandıktan Sonra Cinsel İlişkiye Girilirse Hamile Kalınır Mı?

İlaç sadece adet geciktirici bir içeriğe sahiptir, tek başına hamileliği engelleme özelliği yoktur. Eğer adet geciktirici ilaçla birlikte doğum kontrol hapı kullanılıyorsa koruma sağlanabilir.

Adet Dönemini Ötelemenin Vücuda Bir Zararı Oluyor Mu?

Çok sık yapılmadıkça bir zararı olmaz. Ancak ne de olsa vücudun doğal döngüsünü engellediği için sık kullanılmamasını öneriyoruz.

1 Sene İçinde Kaç Defa Kullanılabilir?

Süre anlamında literatürde bir kısıtlama bulunmamaktadır. Ancak çok sık kullanılmasını önermiyoruz. Örneğin senede 2 defa, çok mecbur kalınırsa belki 3 defa kullanılabilir. Doğal döngüyü bozmamak adına mümkün olduğu kadar az kullanmalıdır.

İlacın Etkisi İle Adet Zamanı Geciktikten Sonraki Yeni Döngü Oluşumu Nasıl Oluyor?

İlaç kullanımı sonrasında ilk kanamanın gerçekleşmesiyle birlikte vücudunuz yeni bir döngü belirliyor ve o şekilde devam ediyor.

Bu İlacı Kullanırken Özellikle Dikkat Edilmesi Gereken Konular Nelerdir?

Bazı hastalarımızda ilaç kullanımından önce ultrasonla rahim içini ölçmemiz gerekebilir. Rahim içi yapısına göre bir değerlendirme yapar ona göre östrojen veya progestoron içeriğini değerlendiririz. Genellikle bu tür adet geciktirici ilaçlar yalnızca progestin içerirler ama her progestinin hafif östrojenik aktivitesi de vardır. Daha çok östrojenik aktivitesi fazla olanları tercih ediyoruz. Ancak kişinin rahim içi, yani endometrium dediğimiz dokunun kalınlığı ve yapısı kullanacağımız ilaç için yol gösterici olmaktadır.

Kadın Kanserleri

Endometrium Kanseri (Rahim Kanseri)

Rahim kanseri genellikle menopoz sonrası görülür. Sıklıkla az doğum yapmış kadınlarda, diyabet, hipertansiyon, obesite ile beraber olur. Menopoz sonrası kanama en önemli belirtisidir. Tanı rahim içinden alınan biopsi ile konur. Tedavisinde rahim ve yumurtalıklara ilaveten karın içi lenf bezlerinin de çıkarılması gerekir.

Serviks Kanseri (Rahimağzı Kanseri)

HPV virusu ile ilgili bir kanser türüdür. Çok eşli ve cinsel yolla bulaşan hastalıklara sık yakalanan kadınlarda daha çok görülür. Genellikle belirti vermez, PAP smearde anlaşılır, belirti verirse ilişki esnasında veya sonrasında kanama olur. Tedavi için rahimin bağlarıyla beraber genişçe çıkarılması, karın içi lenf bezlerinin temizlenmesi gerekir. Bu operasyon jinekolojik onkolojide deneyimli bir ekip tarafından yapılmalıdır. Korunmak için aşı önerilir.

Over Kanseri (Yumurtalık Kanseri)

Genellikle sessizdir veya sindirim sistemi şikayetleri olur. Hasta bu nedenle doktora gitmekte geç kaldığı için hastalık genellikle ileri safhada yakalanabilir. En önemli belirtisi karında şişkinliktir. Rutin jinekolojik takibe gitmeyen kadınlarda erken tanısı zordur. Tedavide esas tümörün maksimum ölçüde çıkarılmasıdır. Rahim, tümör, karın zarı, apandisit ve karın içi lenf bezleri çıkarılır. Sonuçlarına göre bazı hastalara ilaveten kemoterapi de verilir. Ameliyatlar jinekolojik onkolojide deneyimli bir ekip tarafından yapılmalıdır.

Vulva Kanseri (Dış Genital Bölge Kanseri)

Vulvada kapanmayan yaralar şeklinde görülür. Kanama olabilir. Kasık lenf bezlerine atlarsa kasıkta şişlikler oluşur. Tanısı, şüpheli alanlardan alınan biopsiyle konur. Tedavide tümörün tümüyle çıkarılması ve hastalık yaygınlığının anlaşılabilmesi için kasık lenf bezlerinin çıkarılması da gerekir. Sonuçlara göre bazı hastalara ilaveten radyoterapi de uygulanır.

Vajina Kanseri

Çok nadir görülür. Özellikle ilişki sırasında ve sonrasında kanamaya neden olur. Ayrıca idrar torbasına ve kalın barsağa yakınlığı nedeniyle bu organlarla ilgili yakınmalara da neden olabilir. Jinekolojik muayene sırasında vajina duvarında kanamalı erozyon veya tümoral alan görülür. Bu bölgeden alınan biyopsinin incelenmesiyle tanı konur. Tedavisi cerrahi veya radyoterapidir.

Menopoz Dönemi Sonrasındaki Kadınların Hekimine Mutlaka Bildirmesi Gereken Şikayetler:

  • Anormal vajinal kanama; menopoz sonrası çok az da olsa kanama olması normal değildir. Ayrıca adet döneminde çok kanama olması, adet dışı ve ilişki sonrası kanama olması durumunda mutlaka doktora başvurulması gerekir.

  • Karın, bel ve kasıklarda ağrı; adet dönemi dışında geçmeyen karın ağrısı, rahim ve yumurtalık kanserlerinin habercisi olabilir.

  • Sindirim sistemine ait alışkanlıklarda değişiklikler; kabızlık, gaz, ishal, bulantı, hazımsızlık gibi şikayetler bağırsak üzerine basınç yapan karın içi kitlelerin göstergesi olabilir.

  • İdrar yollarına ait değişiklikler; sık sık idrara gitme, mesanede basınç hissi, idrar yapma zorluğu, karın içinde büyüyen bir kitlenin işareti olabilir.

  • Karında ele gelen şişlik, gaz, şişkinlik hissi ve bel ölçüsünde artma; yumurtalık kanseri ve karın içinde biriken sıvının belirtisi olabilir.

  • Genital bölgede geçmeyen yanma ve kaşıntı, genital bölge derisinde ortaya çıkan renk değişiklikleri, yaralar ve kabarıklıklar dış genital kanserle ilişkili olabilir.

  • Genital akıntı; kanlı, koyu ve kötü kokulu akıntı genellikle bir enfeksiyonu göstermekle beraber, rahim ve rahim ağzı kanserinin de belirtisi olabilir.

  • Bacaklarda şişme; bacakta neden olmaksızın ortaya çıkan şişme, beraberinde genital akıntı ve ağrı, rahim ağzı kanserinin işareti olabilir.

  • Doğum ve düşüğü takip eden anormal kanamalar, gebelik dokularından kaynaklanan kanserlere bağlı olabilir.

  • Erkek tipi saç dökülmesi ve anormal kıllanma gibi androjen etkilerinin ortaya çıkması yumurtalıklardan kaynaklanan tümörlerin belirtesi olabilir.

Hamilelikte Pilates

Hamilelikte döneminde egzersizin yararları yıllardır zaten bilinir ve önerilir. Son yıllarda bu egzersizlere bir alternatif olarak pilates de yaygınlaşmaktadır. Bu sayede normal doğumun kolaylaştırılması ve teşvik edilmesi amaçlanmaktadır. Hamile olanların veya olmayanların her sporda olduğu gibi pilatesi de yetkili uzmanlar denetiminde yapması önemlidir. Hamile bayanların doktorlarından izin almadan ve gebeliğin durumu hakkında bilgi sahibi olmadan pilates yapmaları kesinlikle önerilmez. Hamileliğin her ayında pilates yapılabilmektedir ancak gebeliğin ayına göre hareketler değişmektedir. Pilates de bir çeşit egzersizdir. Bu nedenle hamilelere ve doğumdan sonra annelere pilates ve uygun diğer egzersizler, doktor ve fizyoterapistler kontrolünde olmak şartıyla önerilmektedir.

Pilatesin Gebelik ve Doğum Konusunda Faydaları

  • Vücutta artan endorfin hormonu fiziksel ve psikolojik rahatlama sağlar, güçlü hissettirir.

  • Hamilelikten kaynaklanan bel ve sırt ağrılarını bu bölgeleri güçlendirerek azaltır.

  • Kol ve bacaklardaki ödem ve şişlikler azalır.

  • Hamilelerin karın kaslarını güçlendirir ve denge- konsantrasyon kontrolünü arttırır. Bu sayede anne adayı normal doğuma daha iyi konsantre olur, bebeğin doğumuna yardımcı olur.

  • Doğumdan sonra vücudun ve karın bölgesinin normale dönmesini hızlandırır.

  • Gebelikte ve sonrasında oluşan idrar kaçırma problemleri ortadan kalkar.

  • Gebelikte görülebilen, hazımsızlık ve ödem gibi sorunların azalmasına yardımcı olur.

  • Anne doğum sırasında gerekli soluma ve gevşemeleri daha güzel yapabilir.

  • İçerdiği nefes egzersizi sayesinde annenin, gebelik sürecinde yaşadığı duygusal dalgalanmalardan daha az etkilenmesine yardımcı olur.

  • Anne adayı, yaptığı egzersiz sayesinde uykuya daha çabuk dalar, gününü zinde ve motive şekilde geçirir.

  • Doğum sırasında oluşabilecek yırtıklar azalır.

  • Cinsel yaşamın doğum sonrası normale dönmesini kolaylaştırır.

  • Hormonların etkisiyle zayıflayan göğüs kaslarının kuvvetlenmesini sağlar.

Ayrıca, yapılan araştırmalarda, hamilelik sürecinde egzersiz yapan annelerin bebeklerinin yaşam fonksiyonlarının egzersiz yapmayanlara göre daha iyi çalıştığı kanıtlanmıştır.

Kas ve İskelet Sistemi Problemi Olan Gebeler ve Lohusalarda Pilatesin Yararları

Omurga eğriliği, fıtık, kas problemleri, doğuştan kalça çıkığı gibi rahatsızlıkları olan gebelerin, hamilelik süreçlerinde ve sonrasında vücutlarında hissettikleri şikayetleri artabilir. Pilates egzersizleri düzenli olarak yapıldığında iskelet ve kas sisteminde büyük değişiklikler sağlar. Anne adaylarının rahatsızlıklarından dolayı hissettikleri ağrıların azalmasına yardımcı olur. Bu tip problemleri olan kişiler için en ideal yöntem, hamilelik öncesi pilates egzersizlerine başlayıp vücutlarını hamilelik süresince yaşayacakları fiziksel değişime hazırlamaktır.

Sağlıklı Gebelik ve Doğum

Sağlıklı Anneler ve Bebekler

Gebelik ve doğum doğanın sunduğu en önemli mucizelerin başında geliyor. Dünyaya sağlıklı bir canlı getirmek başlı başına çok büyük bir heyecan ama bir o kadar da büyük bir sorumluluk. Tüm anne-baba adayları hem gebelik sürecini hem de doğumu en sağlıklı bir şekilde geçirmek ister. Peki sağlıklı gebelik ve sağlıklı doğum ne anlama geliyor? Bu süreci nasıl geçirmek gerekiyor?Sağlıklı bir doğum evresi geçirebilmek için öncelikle sağlıklı bir gebelik geçirmek gerekiyor. Gebelik öncesinden başlayan doğru bilgilenme ile anne adayının bu sürede desteklenmesi önem taşıyor. Bu desteğin hem anne sağlığı hem de bebek sağlığı açısından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekiyor.Sağlıklı doğum geçirmenin kriterleri var mı?Gebelik dönemi anne adayının fiziksel ve psikolojik değişimler yaşadığı zor bir süreç. Bu dönemde anne adayının gerek kendisi, gerekse bebeği ile ilgili kaygıları oluyor. Doğum korkusu, endişe ve sıkıntıya sebep olabiliyor. Sağlıklı bir doğum süreci geçirmenin ilk koşulu, sağlıklı bir gebelik yaşamak. Bunun için anne adayının iyi iletişim kurduğu ve kendisini güvende hissettiği bir sağlık kurumu seçmesi gerekiyor. Anne adayının, gebeliği boyunca vücudundaki değişimlerden dolayı çok fazla sorusu ve kaygısı oluyor. Bunları ancak hekimiyle beraber güven ortamı içinde aşabilir. Yine bu dönemde, beslenmeye de daha çok özen göstermek gerekiyor. Anne adayının dengeli kilo almasının yanında, proteinden zengin besleyici bir diyet alışkanlığı edinmesi çok önemli. Bunlar, annede hipertansiyon, ödem ve gebelik şekeri gibi sorunları en aza indiriyor ve sağlıklı bir doğum için gerekli şartları mümkün kılıyor. Rahat bir doğum için egzersiz uygulamaları da çok önemli. Uygun egzersizlerle pelvik taban kasları ve derin karın kaslarının güçlendirilmesi doğumu daha da kolaylaştırıyor.Doğuma yaklaşırken anne adayının yaşayabileceği sıkıntılar var mı? Bu durumlarda neler yapılmalı?Doğuma yaklaşan anne adayında, bebeğin artık iyice büyümüş olmasından dolayı; bel, bacak ve sırt ağrıları, hareket zorlanmaları, nefes darlığı, ödem, uykusuzluk gibi pek çok şikayet görülebiliyor. Artan ağrılar ve ödem nedeniyle anne adayının düzenli egzersiz ve yürüyüş yapması ve dinlenme sürelerini arttırması gerekiyor. Bu dönemde, yüzme, yürüme ve bisiklet ideal egzersizler. Uykusuzluk içinse; ılık duş ve özellikle yan yatış pozisyonlarında yastıklarla destekleyerek uyumak faydalı oluyor.Doğum ve anestezi yöntemleri neler?20’nci gebelik haftasından sonra fetüsün (anne karnındaki bebek) rahim dışına çıkarılmasına doğum denir. Bu, gebelik haftasından önce gerçekleşirse ‘abortus’ yani düşük yaşanır. Doğum eylemi 37’nci gebelik haftasından sonra gerçekleşirse miadında doğumdan bahsedilir.Başlıca iki tür doğum şekli var; normal vajinal doğum ve sezaryen doğum. Vajinal doğum müdahaleli (vakum, forseps, vs.) veya müdahalesiz olabiliyor. Daha çok ilk doğumlarda ve özellikle müdahaleli doğumlarda olmak üzere çıkımda epizyotomi açılması gerekebiliyor. Doğum ağrısı bilinen en şiddetli ağrılardan biri ancak sonucunda ulaşılan ödül nedeniyle bir o kadar çabuk unutuluyor. Doğumun ağrısız gerçekleşmesi; uzun zamandır üzerinde çalışılan bir alan. Bu amaçla her iki doğum yönteminde de birçok anestezi ve analjezi (ağrı giderme) yöntemleri uygulanabiliyor. Normal doğumda lokal anestezi veya epidural anestezi yapılabileceği gibi doğumun son evresinde genel anestezi de uygulanabiliyor. Sezaryen doğum ise genel, epidural, spinal veya kombine anestezi yöntemlerinden biriyle yapılabiliyor.

Doğal doğum nasıl yapılıyor?

Doğal doğum kavramı yeni yeni çok konuşulur oldu. Tıbbi müdahalenin mümkün olduğunca kullanılmadan doğumun gerçekleşmesi bu şekilde tanımlanıyor. Normal doğum dediğimizde ise vajinal yolla gerçekleşen doğum modern tıbbi uygulamalarla kolaylaştırılıyor. İlaçlar, epizyotomi gibi dikişli müdahaleler ve epidural anestezi gibi ağrıyı azaltan yöntemler normal doğumda kullanılıyor. Doğal doğumda bu müdahaleler yapılmıyor, süreç kendi akışında seyrediyor. Sadece bir sorun çıktığında tıbbi müdahale yapılıyor.

Doğumun Başladığı Nasıl Anlaşılıyor?

Doğum çoğu gebede sancı ile başlıyor. Bazen su, sancıdan önce de gelebiliyor.Halk arasında ‘nişan’ diye bilinen kanlı bir akıntının gelmesi de sancıların 24-48 saat içinde başlayacağının habercisi olabiliyor. Sancılar önceleri daha aralıklı ve daha az şiddetli oluyor. 15-20 dakikada bir gelen ve 15-30 saniye süren bu sancılarla rahim ağzı genellikle 3-4 cm.’ye kadar açılıyor. Bundan sonraki aşamada sancılar 3-4 dakikada bir geliyor. 40-60 saniye sürüyor, sancıların arasındaki dinlenme süresi azalıyor. Rahim ağzı, tam açılma denilen 10 cm.’e kadar yaklaşırken ara daha da kısalıyor, sancılar 60-90 saniye sürmeye başlıyor. Anne adayı bu sırada bel ve perine bölgesinde basınç hissediyor, bulantı ve kusma yaşayabiliyor.

Sezaryen Sağlıklı Bir Doğum Yöntemi Mi?

Doğum şekli konusunda öncelikle normal doğum düşünülmeli çünkü doğa bu yolu tercih ediyor. Ama dünya değiştikçe insan yapısı da değişiyor, sezaryen oranlarındaki artışta işte bu değişimin çok büyük payı var. Modern insanın korkuları, beslenme değişiklikleri, tarım toplumundan şehir toplumuna geçmenin getirdiği fiziksel hareket eksikliği gibi nedenler normal doğum oranını azaltıyor. Annedeki bazı sağlık sorunları veya bebeğe ait problemler de sezaryen doğumu gerekli ve hayat kurtarıcı hale getirebiliyor.

Doğum Eylemi Başlıca Üç Evreden Oluşuyor

  1. evre:Sancıların başlamasından rahim ağzının tam açılması yani açıklığın 10 cm.’ye ulaşmasına kadar geçen süredir. Kendi içinde latent (açıklığın 4 cm.’ye ulaşmasına kadar geçen süre) ve aktif faz (4-10 cm.) olmak üzere iki evreden oluşur. Doğumun birinci evresi yani doğum sancılarının başlamasından rahim ağzının tam açılmasına kadar geçen süre yaklaşık olarak ilk gebeliklerde 10-11 saat, sonraki gebeliklerde 6-7 saat sürer.

  2. evre:Rahim ağzının tam açılmasından bebeğin doğumuna kadar geçen süredir. İlk doğumda yaklaşık 50 dakika, sonraki doğumlarda ortalama 20 dakika sürer.

  3. evre: Bebeğin doğumundan sonra plasentanın (bebeğin eşi) ayrılana kadar geçen süredir. Ortalama beş dakika sürmesi beklenir. Normalde en geç yarım saat içerisinde plasenta ayrılır.

Doğumda bebeğin ters olması ne demek ve nasıl bir risk oluşturuyor?

Doğum eylemi başladığında bebeğin başının önde gelmesi normal geliş şekli. Başın dışındaki uzuvların (makat, kol, ayak veya bel) önden gelmesi anormal geliş şekilleri olarak kabul ediliyor ve riskli doğum olarak adlandırılıyor. Genellikle bebeğin ters olması dendiğinde; makat gelişi kastediliyor. Geçmişte ters gelişlerde normal doğum ve gerekirse doğumda manevralar uygulanması yoluna gidilirken, günümüzde anne ve bebeğe ait riskleri önlemek amacıyla daha çok sezaryen doğum tercih ediliyor. Başlıca riskler; bebeğin doğumda oksijensiz kalması ve buna bağlı beyin hasarı, kafa takılması, kafa içine kanama, boyun, omuz veya kol kırılmaları, ilerlemiş doğum yırtıkları ve aşırı kanamalar olarak sayılabilir. Özellikle ilk doğumlarda ters geliş durumunda baştan sezaryen doğum tercih edilmesi gerekiyor.

Normal doğum sırasında yaşanabilecek sorunlar var mı?

Normal doğum sırasında anne veya bebeğe ait sorunlar ortaya çıkabiliyor. Doğum eyleminin süresinin uzaması, fetal distres denilen bebeğin anne karnında yeterli oksijen alamamasına bağlı bebeğin kalp hızının ve ritminin normalin dışında seyretmesi, plasentanın ayrılmaması, doğum sonrası artmış kanama ve epizyotomi dikişlerinde ağrı gibi birçok sorun yaşanabiliyor. Bu sorunları azaltmak için gebeyi doğum öncesi eğitmek, doğum sırasında gerekli donanımı sağlamak ve yakın takip etmek gerekiyor. Normal doğumun her aşamasında sorun çıktığında sezaryene geçmek mümkün. Tabii tüm bunların sorunsuz ilerlemesi için, seçilen sağlık kurumundaki ekip ve ekipmanın çok büyük önemi var.

Prematüre ve erken doğum ne demek? Bu durumda anneye ve bebeğe yaklaşım nasıl oluyor?

Gebeliğin normal süresi 40 haftadır. 34 haftadan önceki doğumlar prematüre doğum, 34-37 hafta arası doğumlar ise erken doğum olarak tanımlanıyor. Bebeğin doğum haftasına ve bebekteki diğer sağlık problemlerine göre bebeğe yaklaşım değişiyor. Genellikle prematüre, yeni doğan yoğun bakım şartlarında takip ediliyor. Prematüre doğumlar sezaryen ihtiyacını arttırıyor. Bebeğin yoğun bakımdaki süreci anne açısından anksiyete ve depresyon sebebi olabiliyor. Annenin bu süreçte yeterli bilgilendirme ve desteğe ihtiyacı oluyor.

Doğum sonrasında anne ve bebek için dikkat edilmesi gerekenler neler?

Doğum sonrası erken dönemde kanama takibi, rahimin toparlanması, dikiş yerlerinin temizliği, erken mobilize olmak ve meme bakımı başlıca dikkat edilecek konular. Geç dönemde ise düzensiz kanamalar, enfeksiyon ve korunma yöntemleri konusunda anne mutlaka bilgilendirilmeli. Ayrıca anneye, bebeğin erken dönemde emzirilmesi ve bakımı için detaylı bilgi verilmesi gerekiyor. Bu konuda bebek hemşireleri ve çocuk doktoru ile yakın ilişki içinde olunması şart.

Sağlıklı Bir Doğum Geçirebilmek İçin Ebeveynlerin Seçecekleri Sağlık Merkezinde Araması Gereken Kriterler

Sağlıklı bir doğum için hastane ve hekim seçimi son derece önemli. Seçilecek sağlık merkezinde;

• Yeterli sayıda ve deneyimli sağlık ekibi

• Yeterli tıbbi ve teknolojik donanım

• Yeterli yenidoğan ve erişkin yoğun bakım imkanları

• Doğumla ilgili acil reflekslerin yerleşmiş olması

• Doğumla ilgili konsültasyon olanakları olması

• Yakınlık, kolay ulaşılabilirlik aranması gereken kriterlerin başında gelmeli.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nde sağlıklı bir gebelik ve doğum sürecinin gerçekleştirilmesi için ebeveynlere deneyimli ekibi ile destek oluyor. Gebeliği süresince düzenli gebe eğitimleri veriliyor.Teknolojik altyapısıyla hem gebelik döneminde gerekli tetkikler hem doğum süreci ve sonrasında da yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeğin hayata sağlıklı başlaması sağlanıyor.

Annenin Emzirme Rehberi

Sevgili anne ve babalar, bebeğinizin doğumunu kutluyoruz. Bebeğinizin dış dünyaya uyum sağlamasında ve beslenmesinde çıkabilecek problemleri birlikte çözmek ve sizlere doğru yolu göstermek en büyük hedefimizdir. Bütün bebekler için en uygun besin “ANNE SÜTÜ” dür. Bebekler, doğumu izleyen ilk dört ay ile altı ay içinde yalnızca anne sütüne gereksinim duyarlar. İklim sıcak ve kuru da olsa bu dönemde ne mamalar ne tamamlayıcı besinler ne de su gereklidir. Gerek normal doğum ağırlığına sahip, gerekse düşük ağırlıklı bebeklerin büyük çoğunluğunun optimum büyüme ve gelişmelerinin sağlanmasında, tek başına ve sadece anne sütü yeterlidir.

1- Bebeğe Memeyi Doğru Vermek: Meme ucu sadece memeyi tutmaya yarayan bir kısımdır. Süt kanalları meme başının etrafındaki koyu renkli yuvarlak kısımdadır. Bebek meme başıyla birlikte bu koyu renkli kısmın büyük bölümünü ağzına almalıdır.

2- Bol Sıvı Almak: Anne sütünün yaklaşık %87’si sudan ibaret olduğu için; süt, idrar yapımı gibi annenin vücut sıvısıyla yakından ilişkilidir.

3- Sık Emzirmek: Her emzirmede süt uyarıcı hormon “prolaktin” salınacağından, ne kadar sık emzirilirse hormon düzeyi de o kadar fazla olacaktır.

4- Bebeğin Anne Yanında Kalması: Anne bebeğini gördükçe “artık emzirmem gereken bir yavrum var” diyecek, bu da süt yapımını arttıracaktır. Doğumdan Sonra Ilk Günlerde Emzirme Kılavuzu:

Bebeğime Yetecek Kadar Sütüm Var Mı?

Ne kadar sık emzirirseniz anne sütü o kadar erken ve bol gelir. Bu, doğumdan itibaren geçerlidir. Ayrıca bebeğin, besleyici ve enfeksiyonlardan koruyucu etkisi  çok fazla olan ilk sütü (kolostrum) mutlaka alması sağlanmalıdır. Bu nedenle doğumdan hemen sonra bebeğinizi sık aralıklarla emzirmelisiniz.

Bebeğimi Ne Kadar Sık Emzirmeliyim?

Her istediğinde, sık sık emzirmelisiniz. Eğer bebeğinizin uyku süresi üç saati geçiyorsa uyandırıp emzirmeye geçmelisiniz.  Biberonla süt verme emzirmeyi kötü yönde etkileyebilir mi?  Evet, bazı bebekler biberonla içtikten sonra anne memesini almazlar. Eğer doktor ayrıca sıvı bir şeyler verilmesini söylerse biberon yerine çay kaşığı ya da pipetle vermeyi deneyin. Eğer bebeğiniz sağlıklı ise anne sütünden başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.

Emzik Kullanmanın Zararı Var Mı?

Emziğin kullanılmasıyla bebeğin emme şekli de değişmektedir. Bu nedenle bazı bebekler yeterli miktarda ememezler ve kilo alımları da yeterli olmaz. “Silikon meme başlıkları” ilk emzirmede meme başı çatlağı olduğunda işe yarayabilir.

Bebeğimin Rengi Sarı?

Sarılıkta bebeğinizin sıvı ihtiyacı daha fazladır.Ancak sarılık nedeniyle uykuya eğilimli olacağından, emmede tembellik gösterebilir. Bu nedenle bebeğiniz emme isteği göstermese bile sık aralıklarla emzirmelisiniz. Böylece bağırsaklarının çalışması artar ve daha fazla bilirubin (sarılık yapan madde) dışarı atılır.

Çökük Ya Da Düz Emme Başı İle Emzirebilir Miyim?

Evet, memeyi doğru verme tekniği ile bebeğinizin memenizi emmeyi öğrenmesi mümkündür. “Silikon meme başlıkları” sadece geçici ve acil bir çözüm sağlayabilir. Memenin koyu renkli kısmı tamamen bebeğin ağzına girmelidir. Meme başı düz olsa da bu yapılabilir. Problemli göğüs uçları için pompalar kullanılabilir.

Alerjilerde Durum Nasıl?

Özellikle alerji tehlikesi olan bebeklerin anne sütü ile beslenmesi çok önemli olduğundan, başından itibaren sadece anne sütü verilmesi önerilmektedir. Bu konuda öğrenmek isteyeceğiniz daha birçok sorunuz olduğundan eminiz. Hastanede kaldığınız süre içinde günlük vizitelerde ya da eve gittikten sonra telefonla her türlü sorularınızı yanıtlamaya hazırız.

Anne Sütü ve Emzirme

Anne sütü bebek için en uygun besindir. Emziren bir anne gün içerisinde yaklaşık 700- 800 ml süt salgılamaktadır. Emzirme döneminde süt salgılanması kadının normal gereksiniminden daha fazla enerji, protein, vitamin ve mineralleri almasını gerektirir. Emziren annenin normal günlük ihtiyaçlarına ilaveten yaklaşık 500 kcallik ek enerji alması gerekmektedir. Çünkü alınan enerji tam olarak süt enerjisine dönüşememekte, vücut dokuları da bir miktar harcanmaktadır. Emziren anne; ek olarak enerji ve besin öğelerini diyetle alamazsa, kendi vücudundan harcar. Bunun sonucunda kendi sağlığı bozulur ve yeterince süt veremez. Bu nedenle annenin, bebeğini emzirdiği dönemde kendi beslenmesine de dikkat etmesi gerekmektedir. Hamilelikte alınan kiloları çok önemsemeden özellikle ilk 3 ay enerji kısıtlaması yapılmadan annenin enerji ve besin öğesi bakımından zengin olan gıdalarla beslenmesi sağlanmalıdır. Ancak süt olsun diye gereğinden fazla kalori almak, şekerli, unlu ve yağlı besinlerle beslenmek anneye sadece gereksiz kilo yapar ve süt salınımını artmasını sağlamaz. Süt salınımını arttıran en önemli besin ‘SU’ dur. Besinlerin yanı sıra annenin rahat olması, yorgun olmaması, stresten ve üzüntüden uzak olması da süt salınımını artıran etmenlerdir. Bebek her ağladığında bebeğin emzirilmesi gerekmektedir. İlk 1 ay bu döngü sık ilerlemektedir ancak bebek büyüdükçe bu sıklık azalır. Eğer bebek ağlamıyor ise her 3 saatte bir bebek uyandırılarak emzirilmelidir. Emzirmek de annenin sütünü artıracaktır.

Beslenme Önerileri

Emziren annenin enerji, protein ve kalsiyum bakımından zengin beslenmesi gerekir. Ayrıca annenin su ihtiyacı da artar. Çünkü emzirmek vücudun sıvı ihtiyacını artırır. Anne günde en az 10 su bardağı sıvı almalıdır. Sıvı konusunda en iyi tercih sudur.

  • Kalsiyum yönünden zengin olan süt, yoğurt ve peynir belirtilen miktarlarda düzenli olarak tüketilmelidir.

  • Her gün 1 adet yumurta ve 1 porsiyon etli sebze yemeği veya kuru baklagil yenilmelidir.

  • Kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur içeren yemekleri; portakal, mandalina, domates, maydanoz, yeşil biber, taze soğan gibi C vitamini yönünden zengin sebze ve meyvelerle birlikte tüketilmelidir.

  • D vitamini besinlerde bulunmaz. Ancak güneş ışınlarının doğrudan cilde yansıması ile sağlanır. Bu nedenle emziren anne güneşlenmeye özen göstermelidir.

  • Yemeklerde mutlaka iyotlu tuz kullanılmalıdır. Doğal besinlerle yeterince alınamayan iyot, ancak iyotlu tuz kullanımıyla anne sütünden bebeğe geçer.

  • Kuru meyveler ve kuru yemişler yoğun enerjileri yanında, demir ve kalsiyum gibi minerallerden de zengindir. Ağırlık kontrolü de yapılarak bu besinler tüketilebilir.

Beslenmenin Gaz Problemine Etkisi

Bebeğini sezaryen yöntemiyle dünyaya getiren annelerde; operasyon sonrası beslenme, doktorun direktifi doğrultusunda, diyet uzmanı tarafından ayarlanacaktır. İlk birkaç gün süreyle anestezi nedeniyle oluşabilecek gaz problemini en aza indirgeyebilmek için, gaz yapıcı özelliği olan bazı yiyecekler (karnabahar, lahana, brokoli gibi bazı kış sebzeleri, kuru baklagiller, çiğ sebze ve meyve, soğuk şekersiz süt ve yoğurt vb.) diyetinizin dışında bırakılmalıdır. Emziren annenin beslenmesinde besin öğeleri de dikkate alınarak bebeğin de gaz problemleri göz ardı edilmemelidir. Bebeklerde ilk 2-3 ay bağırsak gelişiminin devam etmesi sebebiyle gaz problemi çok görülmektedir. Anne sütünün içeriği bebeğin gaz durumunu etkilemektedir. Bu nedenle annenin beslenmesi planlanırken gaz yapıcı besinlerin neler olduğu anlatılmalı, bebeğin gaz şikâyetleri olduğu zamanlarda anneden beslenmesinde gaz yapıcı besinleri tüketmemesi istenmelidir. Tüm emziren anneler 4-6 aylık emzirme döneminde gaz oluşumunu engellemek için özellikle yemek yeme yöntemlerine dikkat etmeli; yemeklerini yavaş yemeli ve iyi çiğnemelidirler. Bebek ve annede gaz oluşumunu engellemek adına diyette kısıtlamaya gitmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır.

Emziren Annenin Dikkat Etmesi Gereken Hususlar

Meme başı çökmesi, çatlaması, ağrılı ve şiş göğüsler annenin süt vermesini güçleştirir ve sütün azalmasına yol açar. Bu nedenle; daha gebelik döneminde göğüsleri emzirmeye hazırlamak gerekir. Bu gibi durumlar aşağıdaki önerilere uyularak çözümlenebilir ve bebek için gerekli süt verimi arttırılabilir;

  1. Yaşamının ilk 4-6 ayı bebeğin zihinsel ve bedensel açıdan sağlıklı olması için çok önemlidir. İlk 4–6 aylık dönemde anne sütü yeterli olduğu sürece D vitamini dışında bebeğe hiçbir şey verilmemeli, annenin huzurlu, dinlenmiş olması ve iyi beslenerek bebeğini emzirmesi sağlanmalıdır.

  2. Bebek her ağladığında emzirilmelidir.

  3. Sık sık ve isteyerek emzirme; meme bezlerini uyararak süt yapımını arttırır.

  4. Emzirme döneminde kilo vermeye çalışılmamalı, başarılı emzirme ile 6 ayda normal kiloya inilebilmektedir. İnilemez ise; anne ilk 4-6 aylık periyot sonrasında zayıflama diyeti uygulayabilir.

  5. Gebelik sırasında önerilenden daha fazla kilo alınmışsa her ay iki kilo kaybetmek normaldir. Ayda iki kilodan fazla ağırlık kaybı doğru değildir.

  6. Emziren anne zayıflama diyeti yapmamalıdır ama unlu, yağlı ve şekerli besinleri aşırı yememeye de dikkat etmelidir.

  7. Çökük meme başı gebeliğin beşinci ayından sonra, belli aralıklarla elle masaj yaparak uzatmaya çalışılmalıdır. Bu yöntem sonuç vermezse; emzirme sırasında, meme başını saracak şekilde özel emzik kullanılmalıdır.

  8. Emziren anne, meme başında çatlak olmaması için her emzirmeden sonra meme ucuna bir, iki damla kendi sütünden sürmelidir.

  9. Göğüs, iyi boşaltılmazsa memeler şişer, sertleşir ve deri kızarır. Bu durumda; bebeği daha sık emzirmek veya sütü sağmak gerekmektedir.

  10. Doğum sonrası ilk birkaç gün anne sütü yeterli gelmiyorsa, bebeğe hemen mama biberonu verilmemelidir.

Bebeğinizi İlk 6 Ay Sadece Anne Sütüyle Besleyin

Doğumdan sonra bebeğin en hızlı büyüdüğü dönemde bebeğin büyümesi, gelişmesi için gereken tüm enerji ve besin öğelerini içeren ve bebeğe tek başına yeterli olan besin sadece anne sütüdür. Her annenin sütü kendi bebeğini büyütmeye yetecek kadar enerji ve besin öğesi içermektedir. Özel sebepler olmadığı takdirde her annenin sütü bebeğinin büyümesi sağlar. Zaten doktor kontrollerinde belirlenen ideal kilo artışları da bebeğe anne sütünün yetip yetmediğini göstermektedir. İlk 6 ay anne sütü bebeğin su dahil tüm ihtiyaçlarını karşılamaktadır. 6 aydan sonra anne ek gıdalara başladığında da emzirmeye devam edebilir. Emzirmenin bebeğe olduğu kadar anneye de faydaları vardır. Bu nedenle bebek emdiği anne de emzirmek istediği sürece 2 yıl bebek emzirilebilir. Anne sütünü fazla almanın bu zamana kadar herhangi bir sorun yarattığını gösteren en ufak bir çalışma yoktur.

Emzirmenin Anneye Olan Faydaları

  • Bebeğe sağlanan en ucuz ve faydalı besin anne sütüdür.

  • Hazırlama sorunu yoktur.

  • Bebekle arasındaki duygusal bağı geliştirir. Pek çok anne başka hiç bir şeyin kendisi ile bebeği arasında böyle yakın bir bağ oluşturamadığını hisseder. Bebeklerin çoğu annesinin göğsüne konarak çabucak sakinleştirilebilir.

  • Göğüs ve rahim kanserine karşı korur.

  • Araştırmalar, emzirmiş annelerin göğüs kanserine yakalanma riskinin daha az olduğunu göstermiştir.

  • Kemik erimesine karşı korur.

  • Rahmin iyileşmesini hızlandırır.

  • Anemiyi (kansızlığı) önler.

  • Hamilelik öncesi kilolara, emzirmeyen annelerden daha çabuk dönmelerine yardımcı olur.

İlk Salınan Sütün Önemi

Annenin her zaman bebeğini doğumdan sonra ilk 1 saat içerisinde emzirmesi tavsiye edilir. Hem bebeğin aç olmasına bağlı olarak kan şekerinin düşmemesi için hem de annenin sütünün gelmeye başlamasında emme refleksini oluşturmak için önemlidir. İlk salınan süt bebeğin bağışıklık sisteminin güçlendirecek besin öğeleri içermektedir. Bu nedenle asla sağıp atmak gibi eski inanışlar sürdürülmemelidir. Annenin salgıladığı süt, aldığı besinlerin bir ürünüdür. Anne ne yiyor içiyor ise bebekte onlarla beslenmektedir. Bu nedenle özellikle bebeğin sadece anne sütü ile beslendiği ilk 6 ay annenin beslenmesi büyük önem taşımaktadır.

Doğum Sonrası Dönem ve Lohusalık

Doğum sonrası;

  • Kanama ve vücut hijyeni

  • Beslenme

  • Hareket aktivitesi

  • Uyku ve dinlenme

  • Depresyon

  • Cinsel yaşam

  • Aile planlaması

Doğum Sonrası Kanama ve Perine Hijyeni

Doğum sonrasında kanama birinci günde yoğun ve kırmızı olup ilerleyen günlerde pembeye, kahverengine döner. Birkaç hafta sonra beyaz akıntı halini alır. Doğum sonrası olan lohusalık akıntısı azalarak 6 haftaya kadar sürebilir. Bu nedenle günlük temizliğe dikkat etmek gerekir. Hijyenik pedlerin sık değiştirilip, dikiş yerlerinin temiz ve kuru tutulması önemlidir. Kanama çoğalır, vücut ısısı artar ya da akıntı kötü kokulu olursa zaman kaybetmeden hekime başvurulmalıdır. Dikişlerden gelen akıntı ya da dikişlerde açılma meydana gelirse hemen hekime haber verilmelidir. Hastaneden sonra evde duş şeklinde banyo yapılabilir. Banyo sonrası dikiş yerleri iyice kurulanmalı, ıslak bırakılmamalıdır. Duş almak kan dolaşımına yararlı olabileceği gibi sütün de artmasında fayda sağlayacaktır. Her tuvaletten sonra perinenin önden arkaya doğru, bol suyla yıkanması ve kurulanması gerekir. Perine bölgesinin kuru ve temiz olmasına özen gösterilmelidir. Enfeksiyon oluşumunu önlemek için pedlerin kanama olmasa bile 3-4 saatte bir değiştirilmesi gerekir. İç çamaşırları pamuklu olmalı, sıkı olmamalıdır.Ayrıca iç çamaşırları her gün değiştirilmeli ve ütülenmelidir. Doğum sonrası ilk zamanlarda sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma olabilir. Aynı şekilde ilk büyük tuvalet sırasında da ağrı olabilir ya da olacağını hissedip tuvalete gitmekten çekinilebilir.

Doğum Sonrası Beslenme

Doğum sonrası mümkün olduğunca lifli gıdalar ve su tüketilmelidir. Bunlar anneyi rahatlatacaktır. Günde 2-3 litre su içmeye özen gösterilmelidir. Ağrı kesici kullanılmasına rağmen makata vuran basınçlı ağrı varsa hastaneye başvurulması gerekir.

Doğum Sonrası Hareket Aktivitesi

Hareket etmek kan dolaşımını sağlayarak, bağırsak hareketlerini düzenler. Bu nedenle doğumdan sonraki gün yürüyüş yapılmalıdır. Normal doğum yapan anneler kendini iyi hissettikleri zaman ayağa kalkabilirler. Sezaryen olan anneler ise ortalama 5-6 saat sonra oda içinde hemşire eşliğinde ayağa kaldırılırlar.

Doğum Sonrası Uyku ve Dinlenme

Dinlenme ve uyku, yeni doğum yapmış anne için çok önemlidir. Anne gebeliğin ve doğum eyleminin verdiği yorgunluğu atma arzusundadır. Yeni bir yorucu dönemin yükünü kaldırabilmesi için annenin yeterli bir istirahate ihtiyacı vardır. Gece saatlerinde annelerin mümkün olduğu kadar az rahatsız edilmesi, gündüzleri de bebek uyudukça dinlenmeleri sağlanmalıdır. Doğum sonrası rahimin büyük olması, çok ayakta kalınırsa pelvis tabanını esneterek ileride idrar-gaz kaçırma, organ sarkmalarına yol açabilir. Rahim küçülene dek çok ayakta kalınmamadır.

Doğum Sonrası Depresyon

Yeni doğum yapmış annenin hormonal durumundaki ani ve dramatik değişiklikler onu normalde kolaylıkla baş edebileceği duygusal etkenlere karşı duyarlı hale getirir. Hormonal değişikliklere ek olarak gebelik ve doğum, uyku düzeninin bozulmasına (uykusuzluk) yol açabilir. Alışılmamış olaylar, bebeği, eşi ya da diğer çocukları ile ilgili anksiyete (kaygı bozukluğu) nedeniyle annenin fiziksel gücü azalır. Doğum sonrası, hafif depresyon (ya da hüzün), birçok taze annenin en ufak bir problem karşısında kendisini gözyaşları ile boğulmuş durumda bulmasına yol açar. Bazı kadınlar kendilerini kısa bir süre için yetersiz hissederler ancak bu genellikle kendilerine ve bebeklerine güvenleri geliştikçe ortadan kalkar. Uyuyamama ve depresyon 1-2 günden fazla sürerse, annenin doğum sonrası psikoza girmesini önlemek için psikiyatrik yardım istenmelidir.

Doğum Sonrası Cinsel Yaşam

Cinsel aktiviteye annenin perinesinin normale döndüğü, kanamasının sona erdiği 6. haftaya kadar başlanılmamalıdır. Çoğu annede yorgunluk, halsizlik, cinsel birleşmede veya sonrasında ağrı hissedilmesi ve korkuya bağlı olarak cinsel istek azalır. Normal cinsel hayata dönmede eşin önemli bir desteği vardır. Bu yüzden eş bu konuya özen göstermeli, anneye duyarlı davranmalıdır. Doğum sonrası cinsel aktivite 6 hafta kadar sonra ve kanama yoksa gerçekleşebilir.

Doğum Sonrası Aile Planlaması

Doğum sonrası dönem aile planlaması yöntemlerinin konuşulması için uygun bir dönemdir. Annenin adet olmuyor olması gebe kalmayacağı anlamına gelmez. Bu dönem bittikten sonra doktorunuzla görüşerek sizin için uygun olan aile planlaması yöntemini seçebilirsiniz.

Dış Gebelik

DIŞ GEBELİK NEDİR?

Sağlıklı gebelikler döllenmiş yumurtanın rahim içi dokusuna yerleşmesi ile oluşur. Eğer döllenmiş yumurta, rahim içi dokusu dışında başka bir yere yerleşir ise dış gebelik adı verilir. Ayrıca gebelik rahimde tüplerin rahme açılan köşelerinde (intertisyel gebelik ) veya rahim ağzında (servikal gebelik) yerleşmesi de dış gebelik olarak tanımlanır.‘Dış gebelik tüm ilk üç aylık gebeliklerin %1-2' sinde görülür. Sadece insanlarda gözüküyor bu yüzden araştırma yapmak için hayvan modelleri yapılamamaktadır.’Dış gebeliklerin yaklaşık % 98’si tüplerde, daha az olarak yumurtalıklarda, karın içinde ( abdominal gebelik), rahim ağzında (servikal gebelik) nadiren görülür.

DIŞ GEBELİK NEDENLERİ NELERDİR? 

  • Dış gebeliklerin oluşma nedeni döllenmiş yumurtanın rahim içine yolculuğunun yavaşlaması,

  • Dış gebelik oluşumunu attıran sebepler arasında daha önce dış gebelik geçirmiş olmak,

  • Tüplerde bilinen bir hasar ya da tüplerden ameliyat olmak,

  • Spiral ile gebe kalmak,

  • Rahim içi araç ile gebelik kalmak,

  • Sık genital enfeksiyon geçirmek,

  • Sigara içmek,

  • Çok sayıda cinsel partneri olması,

  • İlk cinsel ilişkinin erken yaşta olmasıdır.

İleri yaşta özellikle 35-44 yaşlar arasında risk daha fazla artar.

Dış Gebelik Tanısı Nasil Konur?

Hastalar en çok kasık ağrısı, adet gecikmesi ve vajinal kanama şikayeti ile başvururlar. Ağrı her zaman olur ve çok tipik bir şekilde tek taraflı bıçak batar gibi gelir geçer şeklinde başlar, dış gebelik kesesi ve tüp yırtılırsa ağrı yaygınlaşır ve tüm karında hissedilir. Karın içine kanama başlar. Özellikle baygınlık geçiren kanaması olan doğurganlık çağındaki her kadında akla gelmelidir.

  • Kanda beta HCG testi: Normal rahim içine yerleşmiş bir gebelikte bu değer 48 saatte bir ikiye katlanır, bu katlanmanın olmaması bu gebeliğin normal olmadığını düşündürür. Öncelikle düşükten, rahim içinde bebeğin kalp atışlarını olmadığı durumlardan ya da dış gebelikten şüphelenilmelidir.

  • Ultrasonografi: vaginal ultrasonda beta HCG seviyesi 1000-1500 mIU/ml ve üstünde, karından yapılan ultrasonda 6500 mIU/merhaba ve üzerinde rahim içinde gebelik kesesi görülmelidir.

  • Görülmüyor ise dış gebelik açısından incelenmeli ve renkli doppler ultrasonda dış gebelik odağında ateş halkası ya da damarlanma halkası görülebilir.

  • Progesteron düzeyi: tek bir progesteron kan değerinin 25 ng/ml den yüksek olması durumunda o gebelik %98 oranında sağlıklı bir gebeliktir, eğer progesteron 5 ng/ml den düşükse o gebelik %100 canlı değildir.

  • 5 ile 25 ng/ml arasında bir değer şüpheli bir durum olup mutlaka rahim içi küreataj yapılarak patolojiye gönderilmelidir.

Dış Gebelik Tedavisi Nasıldır?

  1. GÖZLEM (Bekle gör tedavisi)

Vaginal ultrasonda karın içi kanama ve yırtılma yoksa ve beta HCG 1000 IU/ml'nin altında değeri olan vakaların %80’i gözlem tedavisi ile yönetilebilir.

    2.MEDİKAL TEDAVİ

Hastanın hayatı bulguların normal sınırlarda olduğu, kan betaHCG değeri 5000 IU/ml ' nin altında, fetal kalp atımının olmadığı, dış gebelik kitlesinin küçük olduğu, hastanın ilaç kullanımı için bir engeli yoksa medikal tedavi verilebilir. Tedavi yeterli gelmez ise başka ilaçlar mevcut tedaviye eklenebilir. Bu ilaçlar onkoloji tedavisinde kullanılan ilaçlar olduğu için hastanede yatış verilerek uygulanabilir.

    3.CERRAHİ TEDAVİ

Hastanın hayatı bulguları bozulmuş ise yaygın batın içi kanama varsa ve ilaç tedavisinden yanıt alınmazsa uygulanır. Yırtılan tüp cerrahi olarak çıkarılabilir. Kitle 2cm'den küçükse ve ve tüpün dış üç de birlik kısmında ise tüp kesilerek bütünlüğü korunarak dış gebelik kesesi çıkartılabilir. Cerrahinin şeklini dış gebeliğin nereye yerleştiği belirler.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

Cinsel yolla Bulaşan hastalıklar yakın temasla veya cinsel ilişkiyle bulaşan tüm enfeksiyonları içeren bir hastalıklar grubudur. 30'dan fazla etken sorumlu olabilir. Hem kadın hem de erkek partnerleri etkileyebilir. Tedavi edilmezse ise kısırlığa hatta ölüme bile sebep olabilir. Hastalığa yakalanan kişinin ilişki içinde olduğu herkese haber vermesi çiftlerin aynı anda tedavi görmesi çok önemlidir. Durum hakkında bilgili Kadın hastalıkları ve doğum, Üroloji ve Dermatoloji polikliniklerine başvurmaları gerekmektedir. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların bazıları belirti vermez. Erkekte ve kadında en sık; kötü kokulu akıntı, kaşıntı, idrarda yanma sık idrara çıkma ilişki sırasında ağrı , genital organlarda ağrılı yada ağrısız yaralar kasıklarda büyümüş ele gelen kitleler görülebilir.

En çok görülen cinsel hastalıklar:

Bel Soğukluğu (Gonore)

En fazla görülen cinsel yolla bulaşan hastalıklardandır. Bol akıntı, sık ve ağrılı idrara çıkma olur. Karın içinde, üreme organlarında abseye ve kısırlığa sebeb olur. Gebe kadında doğum yolundan bebeğe bulaşır. Yenidoğanda körlük, akciğer enfeksiyonu yapar. Belirtiler varsa hemen hastaneye başvurup eşiyle birlikte tedaviye başlanmalıdır.

Frengi (Sifiliz)

Cinsel ilişki ile bulaşır. Hastalık etkeninin vücuda girdiği yerde kabarık ve ağrısız bir yara oluşur. Bu dönemde hemen doktora başvurulursa çok kolay tedavi edilir. Bu evrede tedavi edilmezse vücutta yaygın döküntüler, büyümüş lenf bezleri görülebilir. Tedavi geciktirilirse son aşamada kalp hastalıklarına, vücutta yaygın kitlelere ve ölüme neden olur. Tedavi olsa bile bir yıl takip edilmelidir.

Yumuşak Çıban (Şankroid)

Cinsel ilişki ile bulaşır, üreme organlarında ağrılı yaralar oluşur. Yaraya yakın kasıktaki lenf bezleri şişer, apseleşip yaraya dönüşebilir. Hastalık tüm vücuda yayılmaz. Kolaylıkla tedavi edilebilir. Hastaneye eşle birlikte başvurmaları ve eşle birlikte tedavi olmaları zorunludur. Hastaneye başvurmaları gecikince geniş çıbanların üzerine başka mikroplar yerleşirse tedavi aylar sürebilir.

Klamidya Tricomatis

Kadınlarda akıntı, karın ağrısı olabilir. Karın içinde yaygın iltihapları kısırlığa, apselere sebep olabilir. Erkeklerde sık ve ağrılı idrara çıkma, akıntı olabilir. Tanısı kültür testi ile konur bunun için şüphelenildiğinde hastaneye başvurulmalıdır. Eşler aynı anda tedavi edilmeli ve tedavi bitene kadar cinsel ilişkide bulunulmamalıdır.

Tricomonas Vaginalis

Paraziter bir enfeksiyondur. En sık görülen cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biridir. Bol koyu kıvamlı ve kötü kokulu bir akıntı olur. Tedavisi çok kolaydır. Eşlerin birlikte tedavi edilmesi tedavi süresince ilişkiden kaçınılması gerekir. İyileşme olmamış ise mutlaka hastaneye tekrar gidilmelidir. Üreme Organlarında Uçuklar (Herpes simplex virüs) Kadınlar ve erkeklerde üreme organlarında ağrılı şeffaf, sınırları kırmızı sivilceler çok ağrılı yaralara dönüşür. Tekrarlayabilir. Kesin bir tedavisi yoktur. Tedavi ile şikayetlerin azaltılması ve tekrar ortaya çıkma sıklığı seyrekleşir. Hamilelik döneminde geçirilmesi hastalığın bebeğe geçmesine, düşük ve bebeğin ölmesine sebep olabilir. O yüzden şikayeti olan gebeler mutlaka hastaneye başvurmalıdırlar.

İnsan Papillom Virüs (HPV)

HPV hem kadınlarda hem de erkeklerde üreme organlarında ağrısız karnabahar görünümünde yüzeyden kabarık deri büyümeleri yapar. 100 den fazla çeşidinin olduğu bu virüsün bazı tipleri cilt ve rahim ağzı kanseri gibi birçok kansere neden olduğu belirlenmiştir. Gebe kadınlarda normal doğum sırasında bebeklere bulaşabilir. Bu tip lezyonlardan şüphelenirseniz mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanına, üroloji ve ciddiye uzmanına başvurmalı tedavi seçenekleri hakkında bilgi almalısınız.

Hepatit-B Virüsü ve AIDS

Hem cinsel yolla hem de kan yoluyla bulaşırlar. Her iki hastalığında kesin tedavisi yoktur. Her iki hastalıkta tedavi ile baskılanıp, şikayetlerin azaltılması sağlanır.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan Nasıl Korunulur?

  • Kondom kullanmak

  • Hastalığı taşıyabilecek riskli kişilerle ilişkiden kaçınmak

  • Her iki cins içinde tek eşlilik

  • Enfeksiyon tespit edildiğinde eşlerin aynı anda tedavi edilmeleri de tekrar oluşacak hastalıkları önler.

Gebelik Testi

Gebelik Testi Nasıl Yapılır?

Gebelik testi kanda veya idrarda beta hCG hormonunun aranması ile yapılır. Beta hCG döllenmenin ardından gebelikte yükselen bir hormondur. Adet gününde gecikme olunca anne adayı bu testlerden birini yaptırabilir.

Erken Gebelik Testi Nedir?

Gebe olup olmadığını en erken gösteren testlerdir. Beklenen adet tarihinin 5-6 gün öncesinden sonuç verir. Gebelikte beta hCG değeri 5 ve üstündeki değerleri tespit edebilir. Evde idrarda bakılabilir. Sonuç pozitif ise kan testi yapılır.

İdrarda Gebelik Testi Nasıl Yapılır?

Anne adayları adet günü gecikince eczaneden alınan gebelik testleri ile gebe olup olmadıklarını anlayabilirler. Gebelik hormonu beta hCG önce kanda tespit edilir ve değer yükseldikçe daha sonra idrarda saptanır. idrarda erken bakıldığında değer düşük olduğu için bazen idrarda bakılan test negatif çıkabilir, kan testi ile doğrulanabilir.Eczaneden alınan gebelik testi talimatlar uygulanarak idrar çubuğun ortasına denk getirilir. Kesin sonuç için 10 dk beklemek uygun olur. Günün her saati yapilabilir, sabah idrarda yoğunluğu fazla olduğu için daha kesin sonuç verebilir. Bekleme süresinin sonunda kit üzerinde tek çizgi var ise gebelik yok demektir. Çift çizgi görülürse bu gebelik testi pozitif demektir. Bazen erken dönem yapılan testlerde 2. çizgi silik görünebilir bu beta hCG düzeyinin henüz düşük seviyede olduğunu gösterir, iki gün sonra testi tekrarlanır yada kan testi ile doğrulanabilir.

İdrarda Gebelik Testi Ne Zaman Bakılır?

Gebelik testleri normal adet döngüsünde gecikme olduğunda bakılabilir. Adette gecikme sonrası yapılan idrar testleri yaklaşık %98 oranında doğru sonuç verir, erken yapılan testler yanlış sonuç verebilir.

Kanda Gebelik Testi Nasıl Yapılır?

Anne adayı gebelikten şüpheleniyor ise adet günü geciktiyse yada evde test yapmış şüpheli yada silik çizgi gördü ise kan testi yaptırabilir. Kanda bakılan beta hCG sonucu gebelik tanısını belirlemekle birlikte gebeliğin sağlığı hakkında da bilgi verir. İlk beta hCG testinden sonra sağlıklı bir artış oluyor mu diye 2 gün sonra testi tekrar etmekte fayda vardır. Gebeliğin kesin tespiti için gebelik kesesinin rahim içinde görülmesi gerekir.

İlginizi Çekebilir