Ebeveynlere Bitmeyen Öfke
Ebeveynlere Bitmeyen Öfke: Duygusal Bir Borcun Peşinde
Ebeveynlerimize yönelik öfke, çoğu zaman yetişkinliğe geçişle birlikte azalması beklenen bir duygudur. Ancak bazı kişiler için bu öfke, yıllar geçse de dinmez; ilişkiler, başarılar, hatta kendi ebeveynlik deneyimleri bile bu duygunun gölgesinde kalır. Bu “bitmeyen öfke” halinin nedenleri yalnızca geçmiş yaşantılarda değil, bu yaşantıların zihnimizde nasıl anlamlandırıldığı ve günümüzde nasıl yeniden yaşandığında gizlidir.Psikoloji literatüründe ebeveynlere yönelik öfke, genellikle bastırılmış öfke, çözülmemiş ebeveyn ilişkileri veya duygusal bağlanma örüntüleriyle ilişkilendirilir. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar bu duygunun yalnızca geçmişteki olaylarla değil, bireyin şu anki psikolojik ihtiyaçlarıyla da yakından bağlantılı olduğunu gösteriyor.
Öfkenin Kökeninde Ne Var?
Araştırmalar, ebeveynlere yönelik kalıcı öfkenin çoğunlukla üç temel bileşen üzerinden şekillendiğini söylüyor: duygusal ihmal, kontrol veya aşırı müdahale ve görülmeme deneyimi.Duygusal ihmal yaşayan bireyler, çocuklukta duygu ve ihtiyaçlarının karşılık bulmaması nedeniyle derin bir “önemsiz hissedilme” duygusu geliştiriyor. Bu hissin üzerine inşa edilen öfke, yıllar sonra bile varlığını sürdürebiliyor. 2021 yılında Journal of Child and Family Studies’de yayımlanan bir araştırma, çocuklukta duygusal olarak desteklenmeyen bireylerin, ebeveynleriyle olan ilişkilerinde yetişkinlikte daha yüksek düzeyde kızgınlık ve mesafe hissettiklerini buldu.Kontrol veya aşırı müdahale içeren ebeveynlik biçimleri de benzer bir etki yaratıyor. 2022 yılında yapılan bir çalışmada, otoriter ebeveyn tutumlarının yetişkin çocuklarda öfke ve isyan duygularını artırdığı, bu kişilerin sınır ihlallerine karşı daha hassas hale geldiği belirtildi. Bu öfke türü genellikle “kendimi hâlâ özgür hissedemiyorum” veya “ne yaparsam yapayım onların gölgesinden çıkamıyorum” cümleleriyle dışa vurulur.Bir diğer önemli unsur, “görülmeme” deneyimidir. Çocuğun duygusal varlığının fark edilmediği, başarı ya da itaat üzerinden değer gördüğü aile yapılarında, birey “ben olduğum için değil, yaptıklarım için varım” duygusuyla büyür. Bu algı, ebeveynlere karşı bilinçdışı bir kırgınlık ve kızgınlık duygusunu beraberinde getirir.
Geçmişin Devam Eden Yankısı
Bitmeyen öfke, yalnızca geçmişte yaşanan bir acıya değil, bugünde devam eden bir içsel çatışmaya da işaret eder. Development and Psychopathology dergisinde yayımlanan 2020 tarihli bir meta-analiz, çocuklukta ebeveynleriyle yüksek çatışma yaşayan bireylerin, yetişkinlikte bu çatışmayı zihinsel olarak yeniden kurduklarını, yani olay bitse de duygusal deneyimin devam ettiğini göstermiştir.Bu yeniden kurma süreci, genellikle içsel bir diyalog şeklinde işler: “Bana neden böyle davrandılar?” sorusu, yıllar sonra bile cevap arar. Kimi zaman bu soru bastırılır, kimi zaman öfke ve suçlamayla dışa vurulur. Ancak cevap bulunamadıkça öfke, varlığını sürdürür.Bazı araştırmalar, bu kalıcı öfkenin yalnızca ebeveynle olan ilişkiyi değil, genel ilişki örüntülerini de etkilediğini vurgular. 2019’da Personality and Individual Differences dergisinde yayımlanan bir çalışma, ebeveynlerine karşı yoğun öfke taşıyan yetişkinlerin romantik ilişkilerinde daha fazla savunucu ve mesafeli davrandığını göstermiştir. Yani ebeveynle çözülmeyen öfke, bağlanma biçimlerini şekillendiren bir “duygusal model” haline gelir.
Affetmek Değil, Anlamlandırmak
Toplumsal olarak ebeveynlere yönelik öfke, çoğu zaman “nankörlük” veya “saygısızlık” olarak etiketlenir. Oysa duygusal açıdan bakıldığında bu öfke, bireyin kendi hikâyesini anlamlandırma çabasıdır. Psikolojik açıdan önemli olan “affetmek” değil, yaşananın duygusal anlamını çözebilmektir.Yakın tarihli bir araştırma (Kerr ve arkadaşları, 2022), ebeveynlerine yönelik kalıcı öfke taşıyan bireylerin, duygusal deneyimlerini söze dökebildiklerinde öfke düzeylerinin anlamlı biçimde azaldığını göstermiştir. Bu bulgu, bastırılan öfkenin “duygusal isimlendirme” yoluyla işlemden geçirilebildiğine işaret eder.Yani öfke, çoğu zaman bitmez çünkü anlatılmamıştır; kelimelere dökülmediği sürece zihinde döngüsel bir biçimde yeniden yaşanır. Duyguyu tanımlamak, öfkenin kaynağını dışsallaştırır; içsel bir yük olmaktan çıkarır.
Neden Bazılarında Öfke Daha Kalıcı?
Araştırmalar, kişilik özellikleri ve duygu düzenleme becerilerinin bu farkı belirlediğini gösteriyor. Özellikle duygusal bastırma eğilimi yüksek bireylerde öfke dışa vurulmadığı için içsel bir gerilim haline geliyor. Bu durum, fiziksel belirtiler (gerilim, yorgunluk, sinirlilik) veya ilişkisel tepkiler şeklinde kendini gösterebiliyor.2023 yılında Frontiers in Psychology dergisinde yayımlanan bir çalışmada, yüksek bastırma eğilimi olan bireylerin ebeveynlerine yönelik öfkelerinin daha uzun sürdüğü, ancak duygusal farkındalık düzeyleri arttıkça bu öfkenin azaldığı bulunmuştur. Bu, duygusal farkındalığın öfkenin çözülmesinde bir köprü işlevi gördüğünü düşündürür.
Toplumsal Bağlamın Rolü
Ebeveyn-çocuk ilişkisine dair kültürel beklentiler de öfkenin sürdürülebilirliğinde etkili olabilir. Geleneksel toplumlarda ebeveyn otoritesine saygı, bireysel sınırların önüne geçebilir. Bu durumda öfke, dışa vurulamayan ama içte büyüyen bir duygusal borç halini alır. Bu borç, birey ebeveynlik rolüne geçtiğinde yeniden canlanır — çünkü kişi hem ebeveynine benzemekten korkar, hem de onlardan farklı olmanın suçluluğunu yaşar.